Gönderen Konu: SÜLEYMANCILIK  (Okunma sayısı 33445 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı musluman

  • Musluman
  • ADMINISTRATOR
  • *
  • İleti: 10992
    • Rabbım duası kabul edilenlerden eylesin.
SÜLEYMANCILIK
« : 23 Mayıs 2008, 10:43:43 »
Kaynak: Ben Bir Süleymancı İdim - Mustafa Akyıldız, 2.Baskı, Uzman Matbaası, Ankara 1978


1.   Süleymancılar’ın ibadet sistemler i (S.21-22)
      Hacı Süleyman Efendi'ye "Hâtemü'l-evliyâ" derler.
Yani velîlerin sonu. Artık Kıyamet'e kadar eviyâ gelmeye-' ceğine, diğer tarikatla rın tamamen bâtıl; diğer insanların dalâlette; Imam-Hatip okulu; Yüksek islâm enstitüsü; îlâhiyet Fakültesinin Deccal mektepler i, bir çok partiler komünist, kendileri nin irfan ve Mehdi ordusu aldıklarını, Hacı Süleyman Efendiye intisap edenin ve rabıta yapanın doğrudan doğruya Cennetlik, sırlarını dışan çıkaranların katli vacip; iftira hakaret ve yalan söylemek helâl; Hacı Süleyman Efendinin şahsına yapılan ibadetler e "Rabıta" ismi verilerek gizli tutulur. Bu bir sırdır. Sırrı söyleyen dinden çıkar, kâfir olur. Manevî darbeyi yer. Gökten atılanın bir parçası belki bulunursa da bizim sırrımızı söyleyenin dünyada ve Ahiret'te bir parçası dahi bulunmaz. Hacı Süleyman Efendin'in Mehdi olduğuna kat'î delille inanırlar. Rabıta ismi vererek beş vakit namaz insan üzerinde nasıl farz ise o şahsa ibadet en aşağı bir defa olmak üzere farz kabul ederler. (Yaptıkları rabıtanın islâmiyet'le hiç bir ilgisi yoktur.) Aksi takdirde bunu yapmayanı Müslüman olarak tanımazlar. Kim çok rabıta yaparsa o teşkilâtça en makbul insandır. Çabuk ilim sahibi olur. isterse derse çalışmasın. Hepsi rabıta yapmaya bakar. Bu rabıtanın bir âyetle sabit olduğunu söylerler, ibadet şeklini kitabın sonunda bir misalle anlatacağım. Hacı Süleyman Efendi'ye yapılan bu ibadet vasıtasiyle insanların, feyiz; nur ilim sahibi olduğuna inanıyorlar. Aksi takdirde Allah'a olan ibâdetin kabul olunmayac ağına, Süleyman Efendi vasıtasiyle olacağına kayıtsız şartsız çocukları inandırıyorlar, inandıkları takdirde yıllarca ilim okusa ilim sahibi olmayacağını böyle yaparsa calısmasıdahi âlim olacağını; başı dara geldiğinde derhal rabıta yapacağını; va'z vermek için kürsüye çıkarken seni konuşturan "o'dur" derler.


2.   Nakşi tarikatına mensup olan Süleymancılık’taki Rabıta şekli (S.37-38) 
   
      Ve baştan sona Süleymancılık'taki Rabıtayı şu şekilde kısaca anlattım:
-Efendim, insan vücudunda yedi aza vardır. Bu temiz olmadıkça insan Müslüman olamaz. Yedi azaya yedi istiğfar ile günahtan temizlend i. Yedi Salâvat-ı Şerife ile kalay landı.Üstacılığa göre, ,bu rabıta için bir de Âyet nazil olmuştur ki, Âl-i İmran'ın son âyetidir. Bu Âyet okunacak; gözler yumulacak, insan başına battaniye veya yorgan gibi bir şey örtülecek. Daha önce verilen fotoğraf göz önünde tutularak istanbul'a gidilecek tir. Fatih Camisi açılacak ve üstadın huzuruna girilecek Hacı Süleyman Efendiyi orada diz çökmüş bir hâlde, Güneşin dünyaya saçtığı ışıklar gibi ışık saçan bir halde dünyaya ilim saçıyor göreceksin. Orası bir ilim deposu. Hoca Efendinin bu hâlinde: -Destur ya Üstaz, deyip elini öpüp sağ dizini dizinin arasına alıp sıkacaksın. O anda göreceksin ki, bütün biraderle r gelmiş ilmini alıyor. Burada ilim alma şekillerinin de kısımları vardır. Bir kısmı manevî bir fişi üstazın kalbine sokarak ilmi kendi kalbine aktarır. Bir kısmı da kalbini Efendi Hazretler i'nin balbine aktarır. Bir kısmı da kalbini Efendi Hazretler i'nin zılık gibi akıtır. Bir kısmı da kendi kalbini üstadın kalbinin altına tava gibi sürerek, efendi hazretler inin kalbinden ilim doldurur ve: "Yâ Üstaz! Benim de nasibimi ver. Elimi boş çevirme" diye yalvarır.
İlim alma şekli kısaca budur. Bu şekil bitince bin defa "Allah" diyeceksi n burada dil ile "Allah" denmez. Dilini üst damağına yapıştırıp kendi kalbinde küçük bir "Allah" yazısı Efendi Hazretler i'nin kalbinde büyük bir "ALLAH" yazısı kendi kalbindek i Allah lafzını durmadan üstazın kalbindek i Allah lâfzına vuracaksın ve bir taraftan da tesbih çekeceksin. Bu şekilde her teşbih 70.000 saydır ve bin teşbih böylece çekilir. Sonunda Üç İhlâs bir Fatiha okuyup Efendi Hazretler i' nin ruhunu bağışlarsın.


Çevrimdışı musluman

  • Musluman
  • ADMINISTRATOR
  • *
  • İleti: 10992
    • Rabbım duası kabul edilenlerden eylesin.
Ynt: SÜLEYMANCILIK
« Yanıtla #1 : 23 Mayıs 2008, 10:44:25 »
Kaynak: Mekasıdu't-Talibin - Mehmed Raif Efendi, Osmanlı Yayınevi, İstanbul-1973


1.   Tasavvuf ve tarikatın, şeriatın hulasası özü olduğu yalanı.(S. 125)
 Vaktaki Tarikat ehli kendi tertipler ine dair okunuşu basit ifadesi düzgün, rabıta ehlinin bütün hallerini içinde toplamış, bir risaleye muhtaç olduklarından, bu fakir ve acizi rabıta ehli olduğuna inanarak, her türlü hüsnü zanda bulunup Rabbimiz Tealânm feyiz ve ihsanına muhtaç olduğum halde acizlerde n hallerine uygun bir risale istediler . Ben de hallerine muvafık risaleler içinde bir risale arayıp Mi-zânüssülûk isimli risaleyi azıcık açıklayarak rabıta ehlinin hal ve arzularına uygun kılıp ve her tarikatın özünü şamil ve ehli tarikat ile ehli ilmin aralarını bulup, tarikatın, şeriatın bir hülâsası olduğunu ve şeriatın da tarikatın temeli bulunduğunu açıkladım ki mağfiretime ve Cennete girmeme sebep olsun.


2.   İslam’ın beş şartına karşılık tasavvuf dininde batıl beş şart.(S.127)
İlmi batının hasıl olmasına alet ise, devamlı ihlas ve mürşidin nefesi ile zikire ber devam, az yemek az konuşmak ve insanlard an ayrı kalmaktır.
İlmi hakikatin hasıl olmasına sebep dünyayı terktir. Çünkü dünya sevgisi bütün hataların başıdır. Dünyayı terk ise bütün ibadetlar in başıdır. Dünyayı terk ise bütün ibadetlar in başıdır buyuruldu . Ve terki ukba ve terki vücut ve terki terktir. Ahireti terk, mevcut mahlukatı terk, ve terki de terk Hakikat ilmi için birer alettir.   


3.   Zahiri amelin ölçüsü şeriat, Batıni amelin ölçüsü şeyh ve rüya iddiası.(S.128)
Şimdi bundan sonra malûm olsun ki, bir kimse zahiri amelinin doğru veya bozuk olduğunu bilmek isterse, onu şeriatta arasın; Fıkıh kitaplarına müracaat ile bilir, okur, onunla amel eder. Eğer Batıni âmelinin doğru veya bozukluğunu inişini veya yükselişini bilmek isterse, usulü esma ile, mürşidin telkinler inin  en aşağısı ile gönül kitabına Hikmet tabirleri ne müracaat. ile her gün rüyada, ne görürse mürşide arzeyler, ona durumu anlatır. Böylece O müridin müşkili hal olur ve yola girer.


4.   Tarikat olmadan, şeriat kalbe huzur veremez iftirası.(S.129)
Eğer bir kimse zahir amelini işlerker batın amelini ve Hakikal amelini zahir ilmin yoluyla elde ederim diye zannedip, ondan bir kısım işlerse, meselâ: Kendiliğinden esmaya devam edip oruçlar tutsa, halvetler çıkarsa; o kişi alelade sülûkünde çok zorluk çeker. Böyle giden kişiler bu yolu şaşırır. Eğer o kişi   Mürşidi Kâmil   terbiyesi yle sülük eder, mürşidin nefsi ateşinden telkin çakmağı ile talibin kalb-i kavına bir kıvılcım yetişirse ümit'edilir ki, o zaman sâlik, feyiz ve istekleri ne kavuşur.


5.   Hakkı bulmak için mürşid gereklidi r, yalanı.(S.129)
Hakkı arayanlar a mürşid lâzımdır. Fakat her mürşidim diyene gönül verilmez. Çünkü noksanın da noksanı vardır. Noksan mürşidden fayda yerine zârâr gelir. Mürşidi Kamıli bulmak için çalışmak lazımdır.


6.   Muhyiddin-i Arabi’nin batıl bir sözünü hadis diye rüya ile peygamber e tasdik ettirme yalanı.(s. 130)
Nefsini bilen kirnse muhakkak rabbini de bilmiş olur, buyurmuştur.
HİKÂYE
Bir kimse zîkrolunan bu hadisi şerifi ra'ların kesresiyl e okurdu. Bir gece rüyasında Hâce-i kâinat ve Ekmelüttahiyyat Efendimiz i gördü. Aleyhissa latü vesselam Efendimiz ona senin okuduğun söz benden zuhur etmedi buyurdula r. Sonra o kimse âlim ve fazıl bir kimsenin huzuruna gelerek kıssayı arzetti. O zatta o hadisi bir defa daha oku dediğinde o kimse hadisi şerifi okudu. O kimse yine ra'ların kesresi ile okuduğunda o alim zat: «Bu hadisi şerifin ra'ları fetha iledir. Bunun hilafına kesre ile okuduğundan dolayı Efsahul füseha Efendimiz Hazretler i kelâmı şeriflerinin değiştirildiğine Allah tarafından tenbih ecilinden bu vakıa zuhur etmiş» cevabını verdiler. .


7.   Erkek ve kadın müride manevi nehir sebebiyle mürşidin batınından feyiz akması uydurması.(S. 131)

Feyz almağa sebep birdir: O da mürşide muhabbett en ibarettir . Fakat o da çalışmadan ve zorlamada n sıdk ve yakın üzere lâzımdır. Çünkü sevgi, müridin içinden mürşidin bâtınına akan bir manevi nehirdir. Manevi nehir sebebiyle mürşidin bâtınından devamlı feyzin akması hasıl olur. Bu manevî nehrin genişliği müridde bulunan muhabbeti n azlık ve çokluğuna göredir. Çünkü bazan muhabbet galeyana gelir manevi nehir deniz gibi olur. Müridin kalbi mürşit tarafımı teveccüh ,eder. Belki de muhabbeti n galebesi sebebiyle mürid şeyhte yok olup mürşidin bütün halleri bir defada müridin kalbine akseder. Çünkü mürşide muhabbet ancak Allah için olur.


8.   Mürşide sevginin(ibadetin) ve tasavvuf dininin emrettiği sekiz şart.(s.132)
«Bir şeye muhabbet gözü kör kulağı sağır eder. Yani kişi sevdiği kimsede kusurda görmez, zemmini de işitmez» demektir.
Malûm olsunki mürşit hakkındaki edep bir kaç vecih üzeredir. Birincisi, niyette edep, ikincisi, Rabıtada ve hizmette edep, üçüncüsü, mürşit ile huzur edebi, dördüncüsü, mürşit ile konuşma edebi. Beşincisi, mürşidin ihtiyaçlarına hizmet edebi, altıncısı, Berayi istifaza istihzarı kâlb keyfiyeti Ihlâs ve talep edebi, yedincisi, vird ve hatim edebi, sekizinci si, sülük ve mücahede edebidir.



9.   Allah u Teala cismimi yarattığında 5 latifeyi(duyguyu) ayrı ayrı yerlere asmıştır yalanı.(S.134)
Meşayıh şeyhin cemidir. Yaşça büyük, İlimce    büyük ve amelce büyük manalarından birinde kullanılır. Burada amelen büyük kimse için kullanılmıştır. «Kaddesallahü esrârahüm» sözündeki «esrar» sırrın cemidir. Manası: Alahu Teâlâ Hazretler i o üstazların sırlarını pak etsin demektir. Sır letaifi hamseden biridir. Latâifi hamse: Kalb, ruh, sır, hafi, ahfâdır. Allahü Teâlâ Hazretler i cismimizi halk ettiğinde beş latıfe'yi de ayrı ayrı yerlere asmıştır.. Kalbi sol memeden iki   parmak aşağı; sol tarafa meyyal, Rûh'u sağ memeden iki parmak aşağı; sağ tarafa meyyal, sol meme hizasında iki parmak ara ile göğüs tarafına meyyal, Hafiyi sâğ meme hizasında iki parmak ara ile göğüs tarafına meyyal, Ahfâyı ise göğüs ortasınâ astı.
Sahibi Reşahat «aleyhirrahme» der ki, mürid zata müteveccih olduğunda sıfata teveccühü sahih olmaz. Çünkü zata teveccüh etmek sıfata teveccüh mertebesi nden daha yüksektir.


10.   Mürşidin manevi yüzü müridin kalbinde hiçbir zaman kaybedilm eyecektir gafleti.(S.134-5)
Rabıta edebi: Rabıtanın tam şekli: İki  gözün arasında    bulunan bütün düşünce ve hayalleri n hazinesi ve toplandığı yer ile mürşidin ruhani yüzlerine  bakılacaktır. Çünkü mürşidin manevi yüzü ruhani feyiz kaynağıdır. Sonra mürşid vesilesiy le mürşidin ruhaniyye ti, hayal ve düşünce hazinesin e sokulacak o anda kalb derinliğine devamlı bir şey iniyor diye düşünülecek, ötesinden yavaş yavaş inilip o  kalbde kaybedilm eyecektir . Hatta nefsden gaib (bile) olunacaktır. Çünkü kalb derinliğine nihayet yoktur. Ve Allah'a seyr, kalbden hâsıl olur.
Şimdi burada kastoluna n zat. Bari-i Teâlâdır. Rabıta ise Allah'a gitmeye bir vesiledir, bir sebeptir.




11.   “Rabıta ibadettir” demek Allah’a ve kitabına büyük bir iftiradır.(S.135)
Rabıta her an ve her yerde yapılması mümkün bir ibadettir . Zikri kalbi ile beraber yirmidört saatte bir defa yapılanına vazife denir. Ve şöyle yapılır; Abdestli ve temiz olarak ve tenha bir yere kıbleye dönük eller diz üstünde oturulur. Euzü besmele ile bir Fatiha üç ihlas-ı şerif okunup Silsile-i Saadât Efendiler imizin (K.S) ve yaşadığımız asırdaki mürşidi kamilin ruhlarının makamlarına hediye edilir. Usulü ile 7 istiğfar ve 7 salavat okunur. Gözler kapalı baş öne ve kalb üzerine eğik olarak durulur. İki kaşımızın arasındaki bütün vesvese ve düşüncelerin çıkış noktası olan Nelis, kalbe, kalb de Mürşidi Kâmilin kalbine bağlanır. Dil damağa yapışık olarak ve kalbine, Cenab-ı Hakkın ihsanı olan feyzin mürşidinin manevî kalblerin den kendi kalbine aktığı tahayyül edilerek en az çeyrek saat durulur. Bu hallerde mürşitle diz dize durma en iyi şekildir. Sonra Dil damağa tam yapışık olarak yalnız kalb ile, (verilen miktar ne ise) teşbihle lafza-i celâl (Allah lafzı) kalb de zikredili r. Zikir ânımla masivadan hiçbir şey düşünülmemelidir. Eğer her hangi bir düşü nce gelecek olursa zikri bırakıp 3 - 4 dakika daha rabıta yapıp sonra zikre devam edilir. Zikir bitince en az elli en çok beşvüz ihlası şerif okunup dua yapılır. (Abdülkadir Dedeoğlu)


12.   Bu mertebede mürid ile mürşid arasında ikilik kalkar iftirası.(136)
Tarikat büyüklerinin çoğu rabıtayı bu zikroluna n şekilde beyan etmişlerdir. Fakir, Muhammed bin Halil derimki, rabıtanın manası odur ki, mürid mürşidine, zatına, ef'aline, taatına tam muhabbeti olup o derece ki, müridin hayalinde n mürşidin ruhaniyet i kat'iyyen ayrılmamalıdır.. Çünkü :
 
buyurulmuştur. Hatta mürid o muhabbeti sebebiyle mürşidi vesilesiy le seyrü sülükünde şeyhi ile beraber olmayı kastedip o beraberli k berekâtıyla mürid Hak Teâlâya kolayca ulaşmayı itikat etmelidir . Bu birlikte olmayı kasta rabıta ismi verilir. Hatta mürid bu mertebede mürşide muhabbeti nden nefsini unutup, daima mürşidi hatırında olur.. Bu mertebede mürid ile mürşit arasında ikilik kalkar. Müride fena fişşeyh (şeyhinda yok olma) Şeyhe hasıl olan feyz, müride de hasıl olur.



13.   Mürid için Hak Sübhanehu Teala Hz. Dört mertebe ihsan eder, iftirası.(S.136)
Müridi kâmil için Hak Sübhanehü Teâlâ Hazretler i dört mertebe ihsan eder. Birincisi fenafişşeyh mertebesi dir. İkincisi fena filpiir mertebesi dir. Üçüncüsü fena firresül mertebesi dir. Dördüncüsü fena fillah mertebesi dir. Zikroluna n fena fişşeyh mertebesi ni diğer mertebele r kıyas olunsun.


14.   Rabıtanın isbatı diye Kur’an’ın iki ayetini tarikatla rına alet etmeleri sapıklığı.(S.136-7)
Eğer denilirse, rabıtaya sabit, delil var mıdır? biz de deriz ki evet vardır. Kitap, sünnet ve kıyası fukaha ile delil sabittir. Kitap ile sübutû Hak Teâlânın:
 
kavli şerifidir. Manayı latifi: «Allahü Tealinin tarafına, takarrub ve yaklaşma için vasıtayı arayınız» demektir.
Eğer burada vesileden murat rabıtadan başka şeydir denilirse; biz
deriz kî:mana umûmîdir. Vesile aramakla emir sabit oldu ise, rabıta vesileler in en faziletli sidir. Çünkü vesile,  «Peygamberimiz»  sallallahü teâlâ aleyhi ve sellemdir yahut vekilleri dir. Yine Hak Teâlânın:
 
kavli şerifi de rabıtaya işarettir. Resülüllah Efendimiz Yahudiler i feci azabla korküttuğunda yahudiler: «Bîz Allah'u Tealayı severiz. O Allah ise kendîni seveni azab etmez" deyince bu ayeti celile inzal buyuruldu . Manayı şerifi: «Ya Muhammed!.. Yahudi ve Nasâra'ya söyle: «Eğer siz Allah Tealayı severseni z bana tabi olun ki Allâhü Teâlâ da sizi sever ve günahlarınızı mağfiret eder. Allah Azîmüşşan rahmet ve merhamet edicidir." demektir. . Bu kavli şerif rabıtaya işarettir" dedik. Çünkü, tabilerin itbaı metbuunun ru'yetini veyahut tahayyülünü iktiza eder. Eğer öyle olmazsa itbâ sayılmaz. Yani, bir kimseye tâbi olabilmek için tabi olunan o kimse ya görülmeli yahut da tahayyül: edilmelid ir ki, ancak o zaman tâbi olmak sahih olur. Peygamber imize tâbi de öyledir. Cismani yüzü görülmüyorsa ruhani yüzü tahayyül edilmeli ki tabi olunabili nsin. Bu da rabıta demek olur.   



Çevrimdışı musluman

  • Musluman
  • ADMINISTRATOR
  • *
  • İleti: 10992
    • Rabbım duası kabul edilenlerden eylesin.
Ynt: SÜLEYMANCILIK
« Yanıtla #2 : 23 Mayıs 2008, 10:44:59 »

15.   Sünnet ile isbatı diye Allah’a, Rasulüne(s) ve Ebubekir(ra)’a büyük iftira.(S.137-8)
İmamı Buharı Hazretler inin zikrettiği vecihle Ebu Bekri's-Sıddîk «radıyallahü anh» bir gün Hazreti Rafûlü Ekrem «sallallahü aleyhi ve sellem»e «Ya Rasülellah!. Ruhâniyetiniz hasebiyle hayalimde n hiç bir an ayrılmıyorsunuz» buyurdu, ruhaniyye t hasebiyle hayalde olmaktan murat anlattığımız rabıtadan ibarettir .
Malûmdur ki sünnet, ya kavli nebidir, ya fiili nebidir, yahut takriri nebidir. Kavli nebi Resulü Ekrem Efendimiz den sâdır olan sözlerdir. Fiili nebi Resulü Ekrem Efendimiz den sâdır olan iştir. Takriri nebi Bir kimseden sadır olan işi Resulü Muhterem «sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem» Efendimiz Hazretler i görüp o işi men etmemesid ir. Bu makamda zahiri sünnetten murat takriri sünnet olmasıdır. Çünkü resülü Ekrem Efendimiz, Hazreti Sıddîki bu tahayyülden men etmedi.



16.   Bir kimsenin diğer kimse suretine girerek görünmesi yalanı.(S.138)
Maksud - bizzat'a, vesiyle ve maksuda muayyen olan şeyleri (vesile olduğu haysiyetl e) tahayyül etmekte bir beis yoktur. Ancak yasak olan, vesileyi, maksud bizzat kılmaktır. Fakat bu makamda hal böyle değildir. Münkirlerin ise bu iki şeyin arasını ayırmaya akılları yetmiyor.
Bazı tarikatla rda beyan olunduğu gibi rabıta temessül yolu ile de olur. Birkimsen in diğer "bir kimse suretine girmesine temessül denir. Eğer murîd mürşidinin suretinde kendisini tahayyül ederse ona temessül yolu ile rabıta denir. Bu şekil yapılan rabıta bazılarının irat et- tiği üzere şüpheden uzaktır.
Rabıta galip ve kuvvetli olduğu zamanlard a Mürid her neye baksa şeyhini görür. Yani her ne şeye nazar etse o baktığı şey müride şeyhinin suretiyle görünür.
Bu fakire şeyhim rabıtayı temessül ile Hazreti Sıddîki Ekber Efendimiz e rabıtaya emir verdiler. Sıddîki Ekber Hazretler inin simaî âlîlerini şöyle tarif ve beyan ettiler: Mübarek sakalları ak, mübarek alnı mihrab gibi bir miktar çukurca ve mübarek vechi saadetler i nûranî ve Berrak idi.



17.   Mürid ister uyanık ister uykuda olsun mürşidin ruhaniyet i müridden ayrılmaz yalanı.(S.140)
Mürşidin rûhaniyyeti talibin kemali muhabbeti nden dolayI kendisiyl e beraber ve nerede olursa nazarında olduğunu kati ve iyi bile. Belki makbul müridden uyur ve uyanık halinde rûhaniyyeti mürşit ebedî ayrılmaz. MÜRŞİD, MAKSUDA VESILE OLDUĞUNDAN DOLAYI MÜRİD MÜRŞİDİ «TARFETÜ AYN» MİKTARI YANİ GÖZ AÇIP KAPAYACAK KADAR GAİB EYLESE MÜRİDİ MAKBUL OLAMAZ» DENİLDİ.



18.   Her müridin, mürşidin kalbinde yeri ve me’vası(mekanı) vardır, iftirası.(S.143)
Mürşin huzuruna  varıldığında, kalb gafil, yahut nefsinde meylsizli k ve kerahat olmamalıdır. Çünkü bunların hepsi mürşidin kalbini müridden nefretini mucip ve mürşit nazarından düşmeyi ve kalbinden çıkmayı icab eder. Çünkü her müridin mürşidin kalbinde yeri ve me'vası vardır.
Denildi ki, yedi kat semâdan yere düşmek erbabı batının kalbinden düşmekten iyidir. Geçmişte işaret olunduğu gibi talebei ulumun üstazlarına hürmetleri feyzlerin i çoğaltıp, tazimde kusurları ise feyzlerin e mani olduğu gibi; güruhu dervişân da mürşitlerine ihlâs üzere tazimleri, terakkile rini ve nefslerin de mürşidi kerih görmeleri de alçalmalarını mucip olacağı aşikârdır.



19.   Müridin, mürşidine ‘Bu niçin böyledir’ demeye hakkı yoktur yalanı.(S.145)
Mürid huzurda iken Mürşidin konuşmasını kalb ve lisanıyla tasdik edip lafzan veya kalben «niçin böyle diyor» diye karşılık vermemeli dir. Çünkü erbabı tahkik demiştir ki, mürşide “Niçin böyle diyor” diye mukabele eden mürid ebedî iflah olmaz.


20.   Mürşide iman ve itikat etme sapıklığı.(S.146)
Mürşide mal ile hizmet edebi: Hak Teâlâ'nın kendine verdiği bütün mal ve evlât, âlemi ezelde mürşidin ruhaniyye ti berekâtıyla olduğunu itikat etmeli, Mal ve evlâdın hepsinin mürşidin olup, kendisi onun kölesi, yediği ve giydiği mürşidin kereminde n    olduğunu itikat etmeli ve mürşide bir şey verdiği halde, mürşit mahcub olacak yerde vermemeli, mürşide yaptığı ikramı açıklamamalı ve yine bizzat mürşide vermeyip hizmetçisine teslim etmelidir . Verdiği şeyin mürşid tarafından kabulünü kendine nimet addeyleme li. Bunun karşılığında Hak Teâlâ'ya şükür etmelidir .



21.   Tasavvufu n İslam içerisinde ayrı bir din olduğuna bir örnek.(S.147)
   İhlâs: Mürid o mertebede olmalı ki, mürşidini kemalata ermiş, Resülüllah «sallallahü aleyhi ve sellem» in vekili ve zıllullah fil alem demekliğe şayan olduğunu bilip, mürşid kendisini red ederse Allahü Teâlâ ve Resulünün de kendisini red eyleyeceğini ve kabul ederse yine Allahü Teâlâ ve Resulünün de kabul etmesini itikat etmesi, inanmasıdır. İhlâs edebi budur.
      Yukarıda geçtiği gibi bir müridi şeyhi red ettiğinde şeyhinin şeyhi de kabul etmeyip hatta Resülüllah «sallallahü aleyhi ve sellem» dâhil onu hiç kimse kabul etmez, diye inanmak lâzımdır. Yine ilim taleb ettiği üstazına ihlâslı bir hal ile olmalı ki, Üstazı o derece tam ki, bütün fenler kaybolmuş olsa yeniden o fenleri te'lif edip yazmağa muktedir ve bu derece ilmiyle âmil ki kendinden şeriata zıt bir şey sadır olmaz. Onun ilmi sayesinde feyze nail olup ilim tahsil etmiş olduğuna itikat etmelidir .
   Mürşidi kâmilde bir ruhaniyye t vardır ki bütün hallerde müridden ayrılmaz. Hatta ihvanımızdan bazıları ruhaniyye ti mürşit üzerlerinde hazır ve kendileri ne nazır olduğunu bildikler i için uykuda bile ayak uzatmazla r. Eğer bir mürid bu haleti görmezse görür gibi inansın. Çünkü bu inanç sebebiyle edeplendiği için, görmüş olan mürid ile feyzde müsavi olur. Ruhaniyye ti mürşid, müridin ruhu çıkacağı  ve şeytanın tasallutu vaktinde hazır olup şeytanı defeder.



22.   Tasavvuf dinine bağlı, Nakşibendi tarikatının, Halidiye kolunun üstazlar silsilesi olan ruhbanlar sınıfı.(S. 163-4)
Bu zikroluna n Altun Silsile Nakşıbendiyyenin Hâlidiyye kolunda seyr-i sülük edenlere göredir. Bu kitabı osmanlıcadan sadeleştirenin büyüklerinden duyduklarına göre ise Peygamber imiz «Suilallahü aleyhi Vesellem in zamanından kıyamete kadar 33 adet büyük -zat-gelecek-tir. 33 adet olması sırlardan bir sırdır ve ehline malu- ıdur. Resülüllah sallallahü aleyhi ve sellem bu Otuzüçün içine dahil değildir. Çünkü o peygamber ler silsilesi nin son halkasıdır. Bütün feyizleri n menbağı odur. Şimdi-ilâ yevıııiııaliâzâ Silsile-i Saadatımızı (müceddidiyn kolunu) öğrenelim:
SİLSİLE-İ SAADÂT (EFENDİLER SİLSİLESİ)
1   — Ebu Bekri's - Sıddıyk (Radiyalla hü anh)
2   — Selman-ı Fârisî (Radiyalla hü anh)
3   — Kaasını Bin Muhammed (Kuddise sirruh)
4   — Câfer-i Sâdık (Kuddise sirruh)
5   — Bayezid-i Bastâmî (Kuddise Sirruh)
6   — Ebu'l-Hasan Harkânî (Kuddise Sirruh)
7   — Ebu Ali Farimîdî (Kuddise Sirruh)
8   — Yûsuf Hemedânî (Kuddise Sirruh)
9   — Abdü'l-Hâlik Gucdüvânî (Kuddise Sirruh)

10   — Arif Rivgiri (Kuddise Sirruh)
11   — Mahmud İncir Fagnevi (Kuddise Sirruh)
12   — Hâce Ali Ramitînî (Kuddise sirruh)
13   — Muhammed Baba Semâsı (Kuddise sirruh)
14   _ Seyyid Emir Kilâl (Kuddise Sirruh)
15   — Şah-ı Nakşıbend (Kuddise Sirruh)
16   — Hace Alâaddin Attar (Kuddise sirruh)
17   _ Yakub Çerhî (Kuddise sirruh)
18   — Hâce Ubeydulla h Ahrar (Kuddise Sirruh)
19   — Hâce Muhammed Zâhid (Kuddise Sirruh)
20   — Derviş Mehmed (Kuddise Sirruh)
21   — Hâcegi (Emkengî) (Kuddise sirruh)
22   — Hâce Muhammed Bâkibillah (Kuddise sirruh)
23   — İmâm-ı Rabbani (Kuddise sirruh)
24   — Hâce Muhammed Masum (Kuddise Sirruh)
25   — Şeyh Seyfüddin (Kuddise Sirruh)
26   — Seyyid Nur (Kuddise Sirruh)
27   — Şemsüddin Habibulla h İbn-i Mirza Can (Kuddise Sirruh)
28   — Abduîlah-i Dehlevî (Kuddise Sirruh)
29   — Hâfız Ebu Saıyd (Kuddise Sirruh)
30   — Habibulla h Can-ı Canan Kııddise  Sirruh)
31   — Mazhar işan Can-ı Canan  (Kııddise  Sirruh)
32   —Salahuddıyn İbni Mevlana'Siracüüddiyn (Kuddise Sirruh)
33   — Ebul Faruk (Süleyman Hilmi)   (Kuddise Sirruh)



23.   Ebu’l Faruk Süleyman Hilmi Silistrev i (ks) (186-7)
EBÜ'L-FÂRÛK SÜLEYMAN HİLMİ SİLİSTREVΠ (K.S.)
Süleyman Hilmi Tunahan (K.S.) Hazretler i 1304 yılında Silistre'de dünyaya geldiler. Ceddi İdris Bey'e dayanan şerefli ve soylu bir ailedendi r. İdris Bey, Fatih Sultan Mehmed Han tarafından Tuna Han'ı nasbedilm iş ve üstelik kendisine kız kardeşi tezvic edilmiş bir zattır. Süleyman Efendi'nin dedeleri Kaymak Hafız nâmıyla mâruf bir zat olup 110 yaşına doğru vefat etmiştir. Pederleri Osman Efendi ise, tahsilini İstanbul'da tamamlamış ve Silistre'nin Satırlı Medresesi'nde yıllarca müderrislik etmiş mâruf bir zattır.
Süleyman Efendi, ilk tahsilini Satırlı Medresesi'nde ve Silistre Rüştiyesi'nde yaptı. Daha sonra tahsilini tamamlama k üzere pederleri tarafından İstanbul'a gönderildi. Pederleri kendisini İstanbul'a gönderirken:
«— Oğlum! Usûlü Fıkıh ilmine iyi çalışırsan dininde kuvvetli olursun, Mantık ilmine iyi çalışırsan ilminde kuvvetli olursun» diye tavsiyede bulundu.
İstanbul'da Fatih Dersiamla rından ve o devrin meşhur âlimlerinden Bafralı Ahmet Hamdi Efendi'nin ders halkasına oturan Süleyman Efendi, Ahmet Hamdi Efendi'den birincili kle icazet aldı.
Bilâhare o zamanın tâbiri ile dersiam olarak yetişmek, yani ihtisasını (doktorasını) yapmak üzere Süleymaniye'deki Medresetü'l-Mütehassısîn'in -Tefsir ve Hadis kısmına girip oradan da birincili kle mezun oldu. Medrese-i Süleymaniye'ye girmeden önce Medresetü'l-Kuzat (Kaadi yetiştiren mekteb) in de giriş imtihanını birincili kle kazandı, fakat bunu büyük bir sevinçle pederine mektupla bildirdiği zaman O'ndan aldığı telgraf şu oldu: «— Süleyman, ben seni Cehenneme göndermek için İstanbul'a göndermedim.» Pederleri bu telgraf ile kendisine, Peygamber imizin: «— Üç Kaadiden ikisi Cehennemd e birisi Cennetted ir.» Mealindek i hadis-i şerifini hatırlatmış oluyordu. Süleyman Efendi (K.S.) pederine verdiği cevapta, kendisini n asla Kaadilik (Hâkimlik) mesleğine sülük etmeye niyetli olmadığını, maksadının devrinin bütün zahiri din ilimleri sahasında kemâle ermek olduğunu bildirdi ve Medrese-i Süleymaniye'nin Tefsir ve Hadis kısmından diplomasını alıp Dersiam olduğu gibi, Medresetü'l-Kuzât'dan da diplomasını iyi derece ile alıp, Kaadılık rütbesine ulaştı. Böylece devrinin aklî ve naklî ilimlerin de en yüksek dereceyi ihraz etmiş bulundula r.
Süleyman Efendi (Kuddise sirruh) tahsili esnasında yüksek zekâ, çalışkanlık ve takvâsıyla talebeler arasında temayüz ederek hocalarının dikkat nazarlarını çektiler.
Ezelî takdir olarak, Seyyidler zincirini n 33'üncü halkası kendileri nin nasibi olduğundan, bâtınları da ilâhi füyuzât ile alâkalanarak Seyyidler zincirini n 32'nci halkası ve bu zincirin 9'uncu büyük rütbesi Selâhüddin Ibn-i Mevlânâ Sürâcüddin(K.S.) Hazretler inden seyr-i sülüklerini tamamladılar. Kendileri ne vâki tecelliyâtın büyüklüğünden, Selâhüddin İbn-i Mevlânâ Sürâcüddin Hazretler i tarafından Müceddid-i Elf-i Sânî İmam-ı Rabbani Ahmed-i Fârûki-i Serhendi Hazretler inin nisbet-i rûhâniyesine teslim edildiler . Bu suretle Seyyidler zincirini n 33'üncü ve sonuncu halkasını teşkil ederek: dünyanın şu son zamanlarında ilâhî feyizden nasipleri bulunan insanları yüksek himmetler iyle küfrü dalâl çukurundan iman ve ihlas sahasına cekip çıkardılar, hâlen de çıkarmaktadırlar.
Seyyidler zincirini n 33'üncü ve sonuncu halkası Ebü'l-Fâruk Süleyman Hilmi Silistrev i (K.S.) Hazretler i 16 Eylül 1959 da irtihal buyurdula r. (Kaddesallâhu sirrehül-eazz)



24.   Süleyman Efendinin batın ilmi.(S.187)           
Ebü'l-Fârûk Süleyman Hilmi  Silistrev i Hazretler i'nin  bâtın  ilmi ile alâkalı olarak damadı  ve bağlısı Kemal Kaçar tarafından (Son Devrin Din Mazlumları) isîmli kitap için Necip Fazıl'a verilen notlardan bir pasajı ehemmiyet ine binâen okuyucula rımız'ın ittilaına arzediyor uz:
«Süleyman Efendi'nin bâtın ilmine, yani tasavvuft aki mânevi cephesine gelince, şüphesiz bu husus ehline malûmdur. Zahiri akıl ve zekâ ile idraki mümkün olamaz. Öyle kî, bir insan müslüman olabilir, tahsilli ve akıllı olabilir, hattâ iç hayatı münkir olmaz da; yine tasavvuf ve irşada ehil bir zat ile karşılaştığı halde, o zat ilâhî irâdeyle kendisini ona bildirmez se dünyalar bir araya gelse onun feyizleri nden haberdar olamaz. Bizim ise kendisini n mânevi cephesi üzerine zerrece tereddüdümüz yoktur! Kendisini öz ruhumuzda ve vücûdumuzda hissetmiş bulunuyor uz.. Allahın bu husustaki lütfuna mahzar olduğumuza, kendileri nin kâmil, mükemmel mürşid olduğuna, "Silsile-i Saadad: Büyükler Zinciri» kolunun 32'nci ferdi Salâhüddin İbn-i Mevlana Süracüd-diyn'in cismânî nisbet, imam-ı Rabbani Hazretler inin de ruhanî nisbetle vârisleri bulunduğuna imanımız tamdır. Kendisini n bu cephesini anlamıyanların, anlamakta acz gösterenlerin, hiç olmazsa aksini iddia etmemeler ini ve kendisind e bir mürşid hali görmediklerini söylemekten çekinmelerini dünya ve âhiret yıkımına uğramamaları bakımından tavsiye ederiz.»


Çevrimdışı musluman

  • Musluman
  • ADMINISTRATOR
  • *
  • İleti: 10992
    • Rabbım duası kabul edilenlerden eylesin.
Ynt: SÜLEYMANCILIK
« Yanıtla #3 : 23 Mayıs 2008, 10:45:30 »
Kaynak: Vesikalar la Süleymancılığın İçyüzü – Rahmetull ah İnayet, Bidatlarl a Mücadele Yayınları, Trabzon, Tarihsiz.


1.   İnanacağımız esaslar: Dikkatle okunmalı ve tatbik edilmeli (S.215-216)

      1  — Suleyman  Efendi  Hazretler i Ali rasüldür.
2  — Efendi   nazretler i   gelip - geçmiş bütün  evliyaların en efdalir ve sonuncusu dur. Bütün evliya-i. Kirem Efendi Hazretler inin ruhundan müstefit olmuşlardır.
3  — Kıyamet alametler inden  olan   ve  hadis-i  şerifte sübut bulan güneşin Garb'den batmasından mu-rad efendi Hazretler inin garbde doğup, garde uful etmesidir .
1 — Türklerden Peygamber imiz 300.000 kişiye şefaat etmesi için Efendi hazretler ine izin vermiştir. Onlar da ancak bizim gibi üstaddan feyiz alan mür'î-dan kardeşlerimizdir.
5  — Efendi Hazretler ine murid olanlar Mehdi'nin ordusu, olmayanla r da  Deccal'ln ordusudur .     Bugün Deccal'in ordusunu İmam - Hatipler, İlahiyat ve İslam Enstitüsü mensublan nm olduklarını unutmayalım.
6  — Efendi   Hazretler i     ölmemistir. Arşa  çıkmış ve oradan bizleri   işaretleriyle idare   etmektedi r,   KeMAL Ağabeyimizin, Hüseyin Ağabeyimizin işareti onun işaretidir.
7 —Üstadımızın dilediği her şey olur. Sadece hu-lus-i kâlb ile rabıta yapmalı.
8— Dört sene içerisinde bütün Türkiye Reis-i Cumhurund an, Başbakanından, şoför muavinine kadar Süleymancı olacaktır.
9 — Süleymancılardan başkasına selam verirken dikkatli olunuz. Onların, selamını Essamü aleyküm (Allah belanızı versin) olarak almayı unutmayınız. Biliniz ki. Abdu'l-Kadir Geylâni Hazretler i üstaddan feyiz almış ve İmam-ı Rabbaniye Mektubatı da üstad yazdırmıştır.   
                             
2.   Rabıta nasıl yaparız?

     Yedi kerre istiğfar edip, Efendi Hazretler inin ruhuna bir fatiha, üç ihlas-ı şerif okuruz. Sonra rabıta yapmağa başlarız. Şöyle ki: Efendi Hazretler ini Fatih camiinde tıpkı Fatih Sultan Mehmed'e benzetere k hayalimiz de canlandırırız.. Bu canlaştırıştan sonra üstadın sağ elini üç kere öperiz.. Sağ ve sol kaşımıza üç kere süreriz. Arkasından anlımıza koyduktan sonra, -Destur Ya Hazret- deriz. Eûzü besmele ile (Yaeyyü-heliezine amenüsbirû vesabirû verâbitû...) âyetini okuruz. Tekrar yedi kerre istiğfar'ederiz, iki. âdet hutbe ayeti okuruz. Arkasından yedi kerre sala,vatı şerife' okuruz. Tekrar yukarıdaki rabıta ayetini okuruz. «Des-tur Ya Hazret» deyip üstadın elini yine öperiz. Dizimizi sağ dizine dayarız. Sonra anlımızdan bir siyah had çekeriz. Kalbimizd eki Allah'ın lemini üstada bağlarız. O'nun kalbine ekleriz. Arkasından kalbimizd eki Allah'ın lâfzına bakarak, bir saat başımızı sol göğüs üzerine eğerek rabıtaya devam ederiz. Arkasından destur Ya Hazret deyip, teşbihe başlarız. Her kardeş (Ve rabitû) ayetini okuyup, dilini üst damağına yapıştırıp, beş defa dolandırırsa, kalbinin Allah Allah . dediğini duyacak o zaman bir fatiha, üç- ihlâs Efendi Hazretler inin ruhuna okusun. Bundan sonra Efendi Hazretler inin elini öper arka kapıdan çıkarsın. Önce kalbi çalıştırırsın, ruha geçersin, ruhu çalıştırdın mı sırra geçersin, sırrı da çalıştırınca Hafiye geçersin. Onu da çalıştırdıktan sonra Ihfa'ya geçersin, işte bu. beşi çalıştıran her kardeşimiz veli olur. Hazret bir nur deposudur . Kalbini kalbine bağladın mı öyle yıllarca okumaya lüzum yoktur. Onun kalbinden sizin kalbinize nur akar. Bitmek tükenmek bilmez.
PAROLAMIZ I TEKRAR EDELlM VE UNUTMIYAL IM : imam - Hatiplile r başa geçiyor. Her Kardeş gittiği yerde Kurs açacak, en az beş tanesini de açtıracaktır. Îmam-Hatiplilerin köşede bucakta içki içtikleri, dini yıkmak için, camide işe mlhrabtan başladıkları halka anlatılacaktır. Bu, küfürle savaştır. (El-Harbü hud'atün..) Süleymancılığm selâmeti İçin her şey mubahtır. Yerinde yalandan iftiradan korkmayın. Bu bir harptir ve harpte de her şey size helaldir.

3.   Tuna Han’ın evlatları Ahmet Kaplan (S.218-219)

       TUNA   HAN EVLATLARI   AHMET  KAPLAN

Bir  seyyah olup şu dünyayı arasam
Süleyman Hilmi gibi Sultan bulunmaz
Cedd-i  Muhâmmed'dir eğer sorarsan
Süleyman  Hilmi gibi Sultan bulunmaz
Gelin kardeş hep beraber varalım
Ol  mürşide halimizi soralım
Cümlemiz de ona evlâd olalım
Süleyman Tuna Han gibi sultan bulunmaz.
Gelin kardeş hep beraber varalım
Dinle kardeş neler deniyor
Üstazımıza evlâd olasın diye
Süleyman Tuna Han gibi  sultan bulunmaz.
Cümle evlâdın sıddıkiyet yaraşır
Nuru gelir bu kurslarda dolaşır
Ona evlâd olanlar cemale ulaşır
Süleyman Tuna Han gibi sultan bulunmaz.
Gelin kardeş biz de çekelim zahmeti
Üstazın hazzı olsun âli himmeti
Mürşid demiş ona Rasül Hazreti
Süleyman Tuna Han gibi sultan bulunmaz.
Gafil olma aç gözünü
Bulasın Hak üstazını
Yazılmış b.u. bulmak için üstazı
Süleyman Tuna Han gibi sultan bulunmaz.
Dünya görmüş asrının velisini
Azrail neden götürdün dünya velisini
Kardeşler öksüz kaldı
Ah üstazımız sen gideli.
Üstazımız sen gideli boynumuz bükük kaldı
Bilmem ne hikmettir kalbim rahat edemiyor
Senin dostun gideli cihandan
Cihan bize dar geliyor.

4.   Bu şemayı unutmayınız (S.220)
BU ŞEMAYI UNUTMAYIN IZ
Nefis
Kalbin rengi . Kırmızıdır                                  Ahfa
Ruhun  rengi : Sarıdır                Hafi                sır
Sırrın  rengi : Beyazdır               Ruh                kalb
Hafinin  rengi : Yeşildir
Ahfanın   rengi : Ortası   beyaz.           Letayif-i hamsiye
etrafı kahvereng idir.
Kalb  Adem A.S. Makamı, Ruh.- İsa A.S. Maka-mı Sır: ibrahim A.S. Makamı, Hafi: Musa A.S. Mamamı. Ahfa; Hz. Muhammed (S.A.V.) Makamı, Ne-fis ; 172i şeytan kuvvetind e olup, fare şeklindedir.
İSTANBUL'DAKİ VELİLERİMİZ
Ahmed Kaplan. Hüseyin Kaplan, Mehmed Arı-kan, Mustafa Özaltın, Seyfettin Alkan, Kemal Ağabey çok hikmetlid ir. A.P. istanbul-Mebusu-olupr. Diyanet-te ve  hükümette bütün işlerimizi takib eder. Darda kalan her kardeşin imdadına koşar. Kalb gözleri açık Abdullah ve Halil dünyada 'görülmedik rüyalar görürler. Hele bir Necati vardır ki jipi uçar. Kıyamet 13 yıl sonra kopacaktır.
Süleyman Hilmi Tuna Han
İlimde buldu reyhan
Ehya etti İslama
Süleyman Hilmi Tuna Han
Süleyman Hilmi Tuna Han
Ehli küfürce ayan
Süleyman Hilmi Tuna Han
Süleyman  Hilmi evlâdına  ......... ..'.   Rabbani
Süleyman Hilmi Tuna Ham


Çevrimdışı musluman

  • Musluman
  • ADMINISTRATOR
  • *
  • İleti: 10992
    • Rabbım duası kabul edilenlerden eylesin.
Ynt: SÜLEYMANCILIK
« Yanıtla #4 : 23 Mayıs 2008, 10:55:11 »
Sülaymancılığın İç Yüzü
Yazar: Ahmed Gürkay
Bir ara Rize’nin Günaysu bucağından yine bir hısmımın evine misafir edildim. Söz arasında “bu mevzuu bilen var mı?” diye söz ettim. Meğer ev sahibi, İstanbul’da bulunuğum bir sırada, Sülayan efendi ile bizzat görüşmüş, onun elini öpmüş, bir kimseymiş. Kendisind en gördüklerini duyduklarını anlatmasını rica ettiğimde dedi ki:
Bir kaç yıl evveldi;  bazı arkadaşlarla birlikte Hacı Süleyman efendiyi evinde ziyarete gitmiştik. şüphesiz hepimiz de bermutad hatırı sayılır birer hediye götürmüştük. Gayet mükellef ve müdepdep bir şekilde döşenmiş olan evinde bizi kabul eden bir arkadaş, bir zaman evvel ölen pederinin i ahirettek i durumunu, şeyh efendiden sordu Süleyman efendi çenesini göğsüne dayaraka gözlerini kapadı ve birkaç dea da, keçi hapşırığına benziyece k şekilde hapşırdıktan sonra başını kaldırdı ve cevap bekliyen o arkadaşa hitaben “Senin baban Cenneti aladadır, ondan merak etme.”
Diğer bir arkadaş, da ölü  bir akrabası hakkında aynı çeşit bir soru sordu. şeyh efendi yine ayni minval üzere hareket ettikten sonr a bu arkadaşa da “senin o akraban zahmet içindedir. Onu kurtarmanız için, sadaka vermeniz lazım” dedi. Bana gelince; bu zırvalara inanmadığım için, hir bir şey sormadan ve beraberce evden ayrıldık.)
“Sönmez neşriyat” şirketi ortaklarından ve ayni zamanda da bu şirketin müdürlüğünü yapmış ve halen İZmir’de 1331 S. 9 No nakletmiş, olan muhtereme Hacı Raif beyden dinlemiştim. O zaman Sayın Hacı Raif Cilasun demişti ki:
Hakkında bir efsane yaratıan Süleyman efendiyi görmek arzusu ile ve beraberim de de,  İstanbul İmam-Hatip Okulununu yanındaki caminini imamı Halit Efendi olduğu halde Süleyman efendiin evine gitti. Bir ara sopbet “vahdeti vücut” meselesin e intikal etti. Bu mevzuda izahata kalkışan Süleyman efendinin vukufsuzl uğu açıkca görülüyordu. Arkadaşım Halit efendi meğer “varlığın birliği” manasına gelen “vahdeti vücut” meselesin i iyice etüd etmiş bir kimseymiş. Cevap vermeğe ve Süleyman efendinin i  fikir ve bilgileri ni cerhetmeğe başlıyan  arkadaşım Süleyman efendiyi terletiyo rdu. Bu defa Süleyman efendi arkadaşa hitaben /”molla seni hangi cahil okuttu?” dedi. Esasem büyük alim olarak hayalinde canlandırdığı Süleyman efendiyi dinledikt en ve onun cehlini de gördükten  sonra bu zata hitaben “beni okutan alim bir kimsedir  ama siz, hayalimde nadir alimlerde nbir kimse olarak canlandığım kimse değilsiniz.” dedi ve ayağa kalkaraka bana hitabeden arkadaşım Halit efendi “siz ister gelin ister gelmeyin ben gidiyorum” diyerek çıktı gitti.”
(Sülaymancığıın içyüzü) nün yazarı olan Erdemli ilçesinden Ali Büyük güdük anlatıyor:
 “Ben, 1950 yılında Alanya kazasındaki Süleymancıların Kur’an kursuna yazıldım. Dört seneye yakın aralarında kaldım. Bu münasebetle onları iç durumlarına tamamen vakıf oldum. Bu müddet zarfında Süleymancıların gerek bana ve gerekse diğer talebeler e yaptıkları telkinler in Kur’anı Kerim ve Hadisi şeriflere uymadıklarını, daha doğrusu İslam dinini ana yolundan -hariciler- gibi saptıklarını anladım. Bu bakımdan aralarından ayrıldım.
şimdiyse gerçeklerin umumi efkarca bilinmesi için onların iç durumlarını açıklıyorum:
Türkiyede 1945 yılında olak üzere Silistred en göçmen sıfatiyle gelen Süleyman Hilmi Tunahan ve bazı şahıslar tarafından Nakşibendi tarikatı adı ile gizli bir tarikat kurulmuştur . Bu takirata, Süleyman Hilmi Tunahan’a izafeten “ Süleymancılık”adı verilmiştir. Aslında bu tarikatın esası ve gayesi “Batınilik” tir. Bu batıl tarikata bağlı olanlar S. H. Tunahanı “Mehdi-i Resul” olarak kabul etmekte ve onun baba tarafından Peygamber efendimiz e ana tarafından da Sultan Fatihe ensup olduğuna inanırlar.
Bundan başka Süleymancılar, S. H. Tunahan’ın Peygamber efendimiz in vekili ve velilerin de, en faziletli si olması hasabiyle haftada bir kaç defa Hz. Allah’la cc. ve Hz. Peygamber ile görütüğüne ve bu cihetle dini de yeniliyec eğine inanırlar.
S. H. Tunahan’ın “Bana rabıta yapan Cehenneme giderim diye korkmasın. Benim müritlerimden Cehennem korkuu taşıyan bana bağlanmamıştır.” dediği bir hadis gibi deli gösteren Sülaymancılar, kendileri ni, Cennetlik, diğerlerini ise Cehenneml ik olduklarını iddia ederler.
Rabıtanın tarifi:
Süleymancıların esası, S. H. Tunahan’a “rabıta” yapmaktır. Batısayı şöyleyce tarif ederler.
S. H. Tunahan’ı, İStanbul”da ve herhangi bir evde oturuyor gibi hayalinde canlandıracaksın. Sonra o evin kapısını açanın sana”gel” diyen bir sesini hissedere k içeri girecek, şeyhin önünde diz çöküp üç defa elini öptükten ve “destur ya hazret” dedikten sonra 7 kerre istiğfar, üç ihlası erif ve bir de fatihai şerife okuyup şeyhin ruhuna göndereceksin. Bu esnada Süleyman efendi hazretler ini kalbini nurdan bir çeşme, kendi kalbini boş bir tas kabul edeceksin . Boş olan kalbini Süleyman efendini bu nur çeşmesini (kalbinin) altına tutacaksın. Baş, sol göğüs üzerine eğik, nefes kesik, göz yumuk olduğu halde S. efendiyi karşısında canlandıracaksın.
Daha sonra “destur ya hazret” deyip euzü besmele ile (Ya eyyü hellezine amenü isbirü ve sabiru ve rabitu) akeyini okuyacak, peşinden 7 kere isteğfar edip, 7 salavati şerife getirdikt en sonra Rabita ayetini tekrar 2 defa daha okuyacaksın.
“Rabıta “ denin bu usul, herkesin tahamümülüne göre ayarlanır. Dünyanın neresinde olursa olsun, rabıta yapanlar Süüleyman efendiyi yanlarında ve her dertlerin e çare olur inancındadırlar.
Süleymancılıkta ki diğer itikatlar:
Her işe başlarken, besmele-i şerife yerine S. H. Tunahana rabıta yaparlar. Yaptıkları bu rabıtayı, muvaffaki yet seebi sayarlar. “Asrın bütün evliyalarını, ruhundan feyiz aldıkları bir şahsı muhterem olduğu için, efendi hazretler ini dediği mutlaka olur” diyen Süleymancılar S. H. Tunahanın, Allahın (cc) Kudret sıfatlarını taşıdığına, Allaha (cc) en son mertebeye kadar yaklaşmış olduğuna, bu sebeplerl e ona bağlananların senetli cennetlik lerden olduklarına inandıklarından başka, S. H. Tunahanın gayibi ve müritlerinin kalplerin den geçenleri bilir olduğuna da inanırlar.
Erdemli ilçesi Elbeyli köyünde molla Tüzelin Süleymancıların kursunda duyduğu söylentiler:
İbadet sistemler i:
S. H. Tunahana “hatemül evliya” yani evliyaların sonu derler. artıkkıyamete kadar baka evliyanını gelmiyeceğine, diğer takrikatl arın batıl, diğer insanların sıpıklıkta, İmam-Hatip okulu, yüksek İslam enstitüsü ve İlihiyat fakültesinini “Deccal mektepler i” olduklarını, kendileri ni irfan ve Mehdi ordusunu teşkli ettikleri ni, S. H. Tunahana intisab edip rabıta yapanların cennetlik, sırları dışarı verenleri n ise katli vacip bulunduğunu söyler ve telkine çalışırlar. S. H. Tunahana yapılan ibadete “Rabıta “ adı verilir ve gizli tutulur. Beş vakit namaz gibi en az günde bir defa da “rabıta” yapmağı farz sayarlar. Rabıta yapmıyanı Müslüman saymazlar . En çok rabıta yapan,  teşkilatça en makbul insan olarak tanırır.
Süleymancılık:
Süleymancılığın kurusucu Süleyman Hilmi Tunahan’dır. Kendi tarikat mensupları Romanya’dan Türkiye’ye gelmiş bir muhacir olduğunu söylüyorlar. Silistre’li Süleyman Hoca diye tanınmıştır. Silistre şehrinden gelen ve oradaki adı Salamon olan bir yahudi olduğu iddiası da vardır. Fakat bu iddia doğru olması gerek. Çünkü Batılılar Davud’u David, İbrahim’i Abraham şeklinde telaffuz ettikleri gibi Süleyman’ı da Salamon şeklinde telaffuz etmişlerdir. Yahudiler de Süleyman’a Salamon derler. İsmini bu şekilde telaffuz edilmesi onun yahudi olduğuna delalet etmez. Zaten, yahudi olduğunu isbat edecek başka bir delil de yoktur.
şüphesiz Süleyman Efendi, İslami ilimlere vakıf bir adam idi. Fakat onun kötü  tarafı bir tarikat şeyhi olarak ortaya çıkması ve tarikatını yaymak için gizli faaliyetl erde bulunması ve tarihi bir bid’atı tekrar etmesidir .
Bütün tarikat şeyhleri gibi ona da pek çok kerametle r atfedilir . Mesela ona atfedilen kerametle rden birini burada nakledeli m: Torosların içinde bir mağarada gizlice Kur’an okutarak tarikatını yürütürken, bundan şüphelenen zamanın ve mahallin devlet adamı bir jandarma müfrezesi gönderir. Başçavuş Süleyman efendiyi yakalıyarak karakola getirir. Karakolun ortak direğine bağlıyarak  jandarmal arla dövmeleri için emir verir. O anda karakolda ne kadar sandalye, masa ve benzeri eşya varsa havada uçmaya ve çavuşun kafasına vurmaya başlar. Çavuş neye uğradığını anlıyamaz, şaşkın halde üstadın ayaklarına kapanır, af diler. Üstad: “Elime resmi bir kağıt vermezsen seni bırakmak” der ve nihayet üstadnı arzusu yerine  getirilir . Ona buna benzer daha pek çok keramet isnad edilmiştr.
Süleymancılık bir tarikat mıır? Süleymancılar süleymancılığın bir tarıkat olmadığın, maksatlarını Kur’an nurunu bütün Türkiyeey yaymak olduğunu söylüyorlarsa da, diğer takiratla rda görülen özelikler onlada da görüldüü için, Süleymancılığı bir tarikat saymamız mümkünmüdür. Mesela, kendisini şeyh olarak tanınması ve Alanyalı Çırpanlızade Mustafa Efedinin şeyhin önünde 9 gün kitap karıştırması ve ilimden bihaber olduğu halde  9 günde alim olması, sonra Süleyman Efendinin halifesi olarak Alanya’ya yer altında bir kusr açmak ve şeyhin tarikatını yaymak  üzere gönderilmesi iddiamızı kuvvetlen diren delillerd en biridir.
Süleymancılar, Türkiye deki Kur’an kurslarının çoğunu ele geçirmişlerdir. Burada okuyan talabeler i gayelerin e göre yetiştirirler ve yabancıları denemeden aralarına almazlar. Uzun bir tecrübeden  sonra hiç kimseye sırlarını  çıkarmayacağına emin olurlarsa ona rabıta verip tarikatla rına alırlar.
Gizli kurslar açan ve Diyanete bağlı resmi Kur’an kurslarını bir çoğunu eline geçiren Süleymancılık teşkilatı,  İslam dini yanında kendi hurafeler ini de Camii kürsülerinde halka telkinden geri kalmamşıtır. Bunlar dini tedrisat yapan resmi devlet okullarından mezun  din adamlarını beğenmezler, onlara zındık nazariyle bakarlar. Halk arasına tefrika sokarak ikilik çıkarırlar. Bu teşkilata mensub müftü, imma, müezin ve Kur’an Kursu öğretmenleri vardır. Fakat bunların faaliyetl eri dini tedrisat yapan resmi okul menzunlarını  çoğalmasıyla günden güne azalmakta dır.
Süleymancılar Hacı Süleyman Efendiye “Hametemü’l-Evliya” yani velilerin sonuncusu derler. Ondan sonra artık Kıyamete kadar evliya gelmiyece k sanırlar. Diğer tarikatla rın tamamın batıl, kendi tarikatla rın ise hak olduğuna inanırlar. Tarikatla rından olmayan diğer insanları sapık sayarlar. Onlara göre imam Hatip okulu, Y. İslam  enstitüsü ve İlahiyat fakültesi deccal mektebler idir. Bir çok partiler komünist, kendileri ise irfan ve mehdi ordusudur .
Bu zavalların gerçek müslümanlıkları ilim ve irfandan ve komunizmi n ne demek olduğundan haberleri yoktur.
Onlara göre Hacı Süleyman Efendiye intisab eden ve rabıta yapan doğrudan doğruya Cennetlik tir. Sırlarını dışarıya  çıkaranın katli vacibtir. Hacı Süleyman Efendinin şahsına yapılan ibadetler e rabıta ismi verilerek gizli tutulur. Bu bir sırdır. Sırrı söyleyen  dinden çıkar, kafir olur. Hacı Süleyman Efendinin mehdi olduğuna inanırlar. Beş vakit namaz nasıl her müslümana farz ise, rabıta ismi ile en az bir defa olmak üzere şeyhe ibadet farzdır. İslamiyette  rabıta ve vesilenin hiç bir yeri olmadığını yukarıki bahislerd e göstermiştik. Burda daha fazla izaha lüzum görmüyoruz.
Süleymancıların dillerind en düşürmedikleri bir tekerleme yi burada zikretmem iz yerinde olur.
Gelin kardeş biz çekelim zahmeti,
Üstadın hazır olsun  o ali himmeti,
Mürşid demiş ona Rasul Hazreti,
Süleyman Hilmi gibi sultan bulunmaz.
Bu  şiirin bir hadise dayanmış olması gerekir. Halbuki Rasululla h’dan Süleyman Efendi isminde bir zatın mürşid ve tarikat şeyhi olarak zuhur edeceğine dair bir rivayet yoktur. Süleymancılar  da böyle bir hadis gösterememişlerdir.

Çevrimdışı musluman

  • Musluman
  • ADMINISTRATOR
  • *
  • İleti: 10992
    • Rabbım duası kabul edilenlerden eylesin.
Ynt: SÜLEYMANCILIK
« Yanıtla #5 : 23 Mayıs 2008, 10:58:07 »
Süleymancıların  okuduğu kitap:
ME KAASİDU’T-TALİBİYN
YAZAN: Mehmet RAİf
TAKRİZ : Mehmed EMRE
OSMANLICA DAN SADELEşTİREN: Abdulkadi r DEDEO⁄LU
Osmanlı yayınevi P.K 1344 İstanbul
Kitap: 404 sayfa
Sayfa127:
İlmi batının hasıl olmasına alet ise,  ihlas ve mürşidin  nefesi ile zikre berdevam, az yemek, az konuşmak ve insanlard an ayrı kalmaktır.
İlmi hakikatın hasıl olmasına sebep dünyayı terktir. Çünkü dünya sevgisi bütün hataların başıdır. Dünyayı terk ise bütün ibadetler in başıdır buyuruldu . Ve terki Ukba ve Terki Vucut  ve Terki terktir. Ahireti terk, mevcut mahlukatı terk, ve terki de terk hakikat ilmi için birer aletlerdi r.
Sayfa 128:
şimdi bundan sonra malum olsun ki, bir kimse zahiri amelin doğru ve bozuk olduğunu bilmek isterse, onu şeriatta arasın, Fıkıh kitaplarına müracaat edebilir, okur, onunla amel eder.
Eğer batını aleminin doğru ve bozukluğuna inişini ve yükseliğini bilmek isterse, usulu esma ile, mürşidin telkinler inin en aşağısı ile, gönül kitabına, hikmet tabirleri ne müracaat ile her gün  rüyada ne görürse müşridi arzeyler, Ona durumu anlatılır. Böylece o mürşidin müşkili hal olur ve yola gider.
Sayfa 134:
Alahu Teala hazretler i cismimizi halk ettiğinde beş latifeyi de ayrı ayrı yerlere asmıştır. Kalbi sol memeden iki parmak aşağı,  sol tarafa meyyal, Ruhu sağ memeden  iki parmak aşağı, sağ tarafa meyyal, Sırrı sol meme hizasında iki parmak ara ile göğüs tarafına meyyal, Ahfayı ise görüş ortasına astı.
Rabıta edebi:
Rabıtanın tam şekli: İki gözün arasında bulunan düşünce ve hayalleri n hazinesi ve toplandığı yer  ile mürşidin ruhani yüzlerine bakılacaktır. Çünkü mürşidin manevi yüzü ruhani feyiz kaynağıdır. Sonra müşrid vasıtasıyla mürşidin ruhaniyet i, hayal ve düşünce  hazinesin e sokulacak . O anda kalb derinliğine devamlı  bir şey iniyor diye düşünülecektir. Hatta nefsden gaib (bile) olunacaktır. Çünkü kalb derinliğine nihayet yoktur. Ve Allah’a seyr, kalbden hasıl olur.
şimdi burada kasd olunan zat, Bari-i Tealadır. Rabıta ile Allah’a gitmeyi bir vesiledir, bir sebeptir.
Sayfa 136:
Müridi kamil için Hak Sübhanehu Teala hasretler i dört mertebe ihsan eder.
Birincisi Fenafişşeyh mertebesi dir.
İkincisi Fena Fildiir mertebesi dir.
Üçüncüsü, Fena Firresül mertebesi dir.
Dördüncüsü Fena Fillah mertebesi dir.
Zikroluna n Fenafişşeyh mertebesi ne diğer mertebele r kıyas olunsun.
Sayfa 138:
Bazı tarikatla rda beyan olunduğu gibi rabıta temessül yolu ilede olur.  Bir kimsenin diğer bir kimse suretme girmesine temessül denir. Eğer mürid mürşidinin suresinde kendisini tahayyül ederse ona temessül yolu ile rabıta denir. Bu şekil yapılan rabıta bazılarının irat ettiği üzere şüpheden uzaktır.
Rabıta galip ve kuvvetli olduğu zamanlard a mürid her neye baksa şeyhini görür. Yani her ne şeye nazar etse o baktığı şey müride şeyhinin suretinde görünür.
Sayfa 140:
Mürşid maksuda vesile olduğundan dolayı mürid mürşidi “Tarfetü-Ayn” miktarı yani göz açap kapacak  kadar gaib eylese müridi makbul olunmaz denildi.
Sayfa 143:
Mürşidin huzuruna varıldığında kalb  gafil, yahut nefsinde meylsizli k ve keramet olmamalıdır. Çünkü bunların hepsi mürşidin kilbini müridden nefretini mucip ve  mürşit nazarından düşmeyi ve kalbinden çıkmayı icab eder. Çünkü her müridin mürşidin kalbinde yeri ve me’vasi vardır.
Denildi ki yedi kat semadan yere düşmek erbabı batının kalbinden düşmekten iyidir.
Hikaye
Hadimi Hace Efendi hazretler i zamanı devletler inde ilim okutmakla meşgul iken derslerin de hazır talebenin ekserisi istidatlı olduğu halde içlerinde kara Abalı Salih efendi istirat şöhretiyle meşhur değildi. Bazan Hadimi efendinin i hizmetind e bulunurdu . Birgün bir hizmet sebebiyle Hadimi Efendinin i kapısına gelip gördüğü, kapının önünde bir kelp yatıyor. Salih  efendiye bir miktar havlayınca Salih efendi köpeğe hitaben:
“Ey Kelb sende Hadimi’nin bir köpeği, ben de Hadimi’nin bir köpeği, ne için bana havlarsın?” dediğinde Hadimi Efendi haneyi saadetler inde bu sözü işitti. Böylece Salih Efendiye Hadimi hazretler inin hüsnü tevecühlerin oldu. Neticede feyze mazhar oldu.
Sayfa 145:
Mürid huzurda iken mürşidin konuşmasını kalb ve  lisanda tasdik edip lafzan veya kalben “niçin böyle diyor” diye karşılık vermemeli dir. Çünrü erbabı tahkik etmiştir ki mürşide “niçin böyle” diye mukabele eden mürid edebi iflah olmaz.
Sayfa 146:
Hak Teala’nın  kendine verdiği bütün mal ve evlat, alemi ezelde mürşidin  ruhaniyye tin berakatıyla olduğunu itikat etmeli, mal ve evladın hepsinin mürşidin olup, kendisi  onu kölesi, yediği  ve  giydiği mürşidin kereminde n olduğunu itikat etmelir  ve mürşide  yaptığı ikramı açıklamamalı ve  yine bizzat mürşide vermeyip hizmetçisine teslim etmelidir . Verdiği şeyin mürşid tarafından kabulünü kendine nimet addayleme li Bunun karşılığında Hak Teala’ya şükür etmelidir .
Sayfa 147:
Mürşidi kamilde bir ruhaniyye ti vardır ki bütün hallerde müridden ayrılmaz. Hatta ihvanımızdan bazıları ruhaniyye ti mürşid üzerinde hazır ve kendileri ne nazır olduğunu bildikler i için uykuda bile ayak uzatmazla r. Eğer bir mürit bu haleti görmezse görür gibi inansın. Çünkü bu inanç sebebiyle edeplendiği için, görmüş olan mürid ile feyzde müsavi olur. “Ruhaniyye ti mürşid, müridin ruhu çıkacağı ve şeytanıntasallutu vaktinde hazır olup şeytanı defeder.”
Sayfa 147-148:
Ruhaniyye ti mürşid  kabir suali zamanında da müridin yanında hazır olarak münkirlerin suali anında imdad teslimiye t edip  şeytan ondan kaçar. Çünkü zikr olduğu gibi ruhaniyet te perde madde ve zaman yoktur.
Sayfa 148:
Kardeşlerimizden bazıları vefat eden müridin kabrine teveccüh ettikleri nde, mürşidin ruhaniyye tini müridin kabrinde keşf  ile görüp, ona imdat ve teselli verdiği, korku ve dehşetini teskin ettiğini müşahade etmişlerdir. Zikroluna na halet Allah’ın kudretine raci olup hakkın kudretine iman ise, imanın rükünlerindendir.
Bu gibi şeylerde aklın tasarrufu olmadığından hemen böylece iman ve itikat  lazımdır. Hak Teala’nın,  mürşidine gaybette vaki olanı görecek göz ile iştecek kulak verdiğini itikat etse, her ne kadar mürşid kendisini açıklamasa da öylece itikat etmek lazımdır. Çünkü gaibi Allahu Teala’dan  başka kimse bilmez. Fakat bazı kimseler ise Allahu Teala’nın bildirmes iyle bilir.
Sayfa 161:
şeyh kendi kalbini talibin kalbi karşısında tutup Cenab-ı İlahiye iltica ve meşayıhı kiramdan istamdat eder ve “piranı kibardan benim kalbime vasıl olan envarı zikri şu talibin kalbine erişte” diye düşünür ve dua ile talibin kalbi tarafına teveccüh ve himmet buyurur.
Allahu Teala’nın ninayetiy le bir teveccühte talibin kalbinde hareketi zikr payda olur. Bu hareketi zikre tarikatta “veled kalb” tabir olunur.
Sayfa 165:
Silsileti-i saadat’ın birinci halkasına şekil veren ve Allah Rasulü’nün haklarında: “Ümmetimden birini (kendime ) dost edineyim, Ebu Bekir’i edinirdim .” buyurdukl arı Sıddık’ı Azam (r.a.) Rasululla h’ın sahibi olduğu muazzam nurun en gizli tecellisi ne, Hicrette Sevr mağarasında ulaştı. Bu mağara da Rasululla h Hz. Ebu Bekir’e diz üstü oturmasını, gözlerini yummasını, dilini üst damağına yapıştırmasını  ve Allah kelimesin i kalbinden: Sadece kalbinden tekrarlan masını emrettile r. İşte kıyamete kadar en karanlık deverlerd e bile  saffetind e, parlaklığından zerre kaybetmey ecek olan yol; zikri hafi yola böyle başladı ve bu yolun ilk yolcusu da Allah’ın Kur’an’ında bizzat faziletin den  bahsettiği, böylecede faziletin i inkarın küfre vardığı Ebu Bekri’nis- Sıddık (r.a.) oldu.
Selman Farisi (r.a.) verasat sırrını Hz. Ebu Bekrini’s-Sıddık’tan alarak altun silseleni n ikinci halkasına şekil verdi.
 Hafid-t Sıddık’ı Ekber Kaasım (r.a.) Medine-i Münevvere’ de yetişen ve Ashab-ıKiram’dan sonra fetva vermeye başlayan meşhur  “Fukaha-i Seb’a” (Yedi Fakih)den birisidir . Silseleti-i Saadat’ın üçüncü elidir. Altın silsele’nindördüncü halkası olan Cafer-i Sadık Hz. İmam Muhammed Bakır’ın en büyük oğlu idi.
Silsele-i Saadat (Efendiler silselesi)
1- Ebu Bekiri’s-Sıddıyk (r.a.)
2- Selman-ı Farisi (r.a.)
3- Kasım b. Muhamed (k.s.)
4- Cafer-i Sadık (k.s.)
5- Beyazid-i Bestami (k.s.)
6- Ebu’l Hasan Harkani (k.s.)
7- Ebu Ali Farimidi (k.s.)
8- Yusuf Hemadani (k.s.)
9- Abdü’l-Halik Gucdüvanı (k.s.)
10- Arif Rivgisi (k.s.)
11- Mahmut İncir Fagnevi (k.s.)
12- Hace Ali Ramitini (k.s.)
13- Muhammed Baba Semasi (k.s.)
14- Seyyid Emir Kilal (k.s.)
15- şah-ı Nakşibend (k.s.)
16- Hace Aladdin Attar (k.s.)
17- Yakup Cerhi (k.s.)
18- Hace Ubeydulla h Ahrar (ks.
19- Derviş Mehmed (k.s.)
21- Haceği (Emkengi) (k.s.)
22- Hace Muhammed Bakibilla h (k.s.)
23- İmamı Rabbani (k.s.)
24- Hace Muhammed Masum (k.s.)
25-şeyh Seyffüddin (k.s.)
26- Seyyid Nur (k.s.)
27- şemsüddin Habibulla h b. Mirzacan (k.s.)
28- Abdulah-i Dehlevi (k.s.)
29-Hafız Ebu Saıyd (k.s.)
30- Habibulla h Can-ı Canan (k.s.)
31- Mazhar İşan Can-ı Canan (k.s.)
32- Salahuddi yn İbn Mevlana Siracüddiyn (k.s.)
33- Ebu’l-Faruk (süleyman Hilmi)  (ks.)

Sayfa 167:
Halife Mansur bir kere vezirine:
 “Git Cafer-i getir, Onu öldürüceğim.” Mansur Celadlarına:
 “Sadık içeri girince, ben başımdan külahımı aldığım zaman, onu öldürünüz dedi” dedi. Sadık gelince hemen ayağa kalktı ve tevazu ile önüne koştu. Onu en yüksek yere oturttu. Mansur kalkıp izzet ve ikramla Caferü’s Sadık hazretler ini uğurladı. Arkasından vücuduna bir titreme alıp düştü. Kendine geldiği zaman veziri ve hizmetçiler:
 “Bu ne haldir efendimiz” diye sormaktan kendileri ni alamadılar. Cevabında dedi ki: “
Caferü’s Sadık kapıdan girince yanında bir ejderha gördüm. Bir dudağı sofanın üstünde, bir dudağı da altında idi. Lisanı hal bana “Onu incitirse n seni yutarım” diyordu. O ejderhanın korkusund an ne yapacağını, ne edeceğimi şaşırdım. Ondan özür diledim ve kendimden geçip düştüm.”
Sayfa 169:
şeyh Ebu’l Hasani’l-Hakaani hazretler inin keramet velayetle rinin büyüklüğü Ebu Ali Sina’nın kulaklarına kadar gelmiş ziyaret maksadıyla harkaana vasıl olup Hazreti şeyhinin hanesini varmıştı. Hazreti şeyh o sırada Sahrada bulunduğundan hatununda n sordu. O da şeyhin yüksek hallerini inkar edicilerd endi ve bir takım hoş olmayan sözlerde bulundu. İbn Sina kadınnı sözlerine ehemmiyet vermeyip şeyh hazretler i ile mülakatı bir vecibe addederek Sahra cihetine mütevecih oldu. Bir de ne görsün! Hazreti şeyh bir arslana odun yüklemiş geliyor:
“Ey Ebu’lHasan! Bu ne haldir?” diye sorduğunda
 “Biz  evimizdek i kurdun belasını taşıdığımız için bu aslanda bizim yükümüzü taşıyor” cevabını aldı.
şeyh Harkaani hazretler inin  kabri-i alileri üzerine iki elini koyarak Cenab-ı Haktan maksadının hasıl olmasını dilerse bir inayeti teala dilediğinin yerine geleceği Tezkiretu’l- Evliya sahibi şeyh Feridüddin-i Attar tarafından nakledilm iştir.
Sayfa 169-170
Abdul’l-Haliki-i Gucdüvani babasının ismi Abdücemil’dir. Bir kaç vasıta ile İmam Malik hazretler ine ulaşır.  Babası Abdücemil’in (k.s.) Hazreti Hızır (as)la aralarında kardeşlik ve muhabet olduğu için valide-i Muhtereme leri bu eşşiz inciye hamile olduğu vakitte Abdücemil hazretler ine Hızır (a.s.):
 “Senin bir salih evladın dünyaya gelecekti r. İsmini Abdülhalik koyarsın” buyurdu. Birgün Hazreti Hızır (a.s.) Gucdüvani’nin yanına gelerek Cehri ve hafi (açık ve gizli) zikir yollarını öğretiler. Hazreti Hızır (aleyhisel am) kendisini evlatlığ akabul etmiştir.
Sayfa 171:
Bir derviş Hace Muhammed zamanında Hızır’ı gördü ve sordu:
 “Bu zamanda eteğine yapaşılacak doğruluk caddesi üzerinde sabit mürşid kimdir?” Hızır: (a.s.) cevap verdi:
 “Hace Mahmud İncir Fag Nevi’dir”.
Sayfa 171-172:
Hace Al-i Rumeytini (k.s.) birgün büyüklerden birisinin evine yemeğe davet edilmişti. Kendileri ni davet eden zatın oğlu eşkiya tarafından kaldırılmıştı. Yemek ortaya geldi. misafirel r sofrada yerlerini aldılar. Lakabı olan Hace Azizan hazretler i elini yemek tabağına doğru uzatıp şöyle iltica ettiler:
“Allah’ım! Misafiri olduğumuz zatın şu anda eşkiya elinde olan oğlu kapıdan girip sofraya oturmadıkça ağzımıza bir lokma alma” Ve eli sofraya uzanmış vaziyette murakabe ye vardılar. Hace Azizan’da müthiş bir haybet ve sofradaki lerde dehşet içinde bir suskunluk . Tam bu sırada esir çocuk heyecanla içeri girip sofraya oturdu ve nasıl kurtulup da şu anda sofra başında olduğunu şöyle anlattı:
“Hiç bir şeyin farkında değilim. Beni bir takım vahşi çapulcular esir edip sımsıkı bağladılar. Bu halde memleketl erine götürdüler. Birden bire uzaklarda burasını gördüm ve şimdi aranızdayım.  Başka bir şey hatırlamıyorum.
Sayfa 174:
Hazreti Hace, Seyiddi Emri Hilal hazretler inin hizmetind e bulunuyor lardı. Bir vakit, Sadık bir mürid olan Muhammed Zahid ile sahraya çıkmışlardı. Sahrada bir hal gördüler ve oturup izahına yöneldiler Söz döne dolaşa “kulluk ve feda” mevzuuna geldi. Muhammed Zahid dedi ki;
“Söyle bakalım netice olarak feda nedir?” Hazreti Hace buyurdula r:
“Feda eğer dervişe (öl) derlers e  hemen ölmesidir.” Bunu söylerken öyle bir sıfata büründü ki Muhammed Zahid o anda yere düştü ve ruhu bedeninde ayrıldı. Hava oldukça sıcaktı. Sıcaktan Muhammed Zahid’in ani bir ilhamla “Ey Muhammed diril!” diye üç kere nida etti ve Muhammed Zahid derhal eski haline avdet etti.

Çevrimdışı musluman

  • Musluman
  • ADMINISTRATOR
  • *
  • İleti: 10992
    • Rabbım duası kabul edilenlerden eylesin.
Ynt: SÜLEYMANCILIK
« Yanıtla #6 : 23 Mayıs 2008, 10:59:12 »
Sayfa 175:
“Büyük velilerin kabirleri ni ziyaret edenlere o kadar feyiz erişir ki, o büyüğün sıfatını ne kadar anlayıp o sıfata teveccüh göstermişse o sıfata o derece iştirak etmiş olur. Her ne kadar mukaddes yerlerin ziyaretin de suretten yaklaşmanın çok izleri varsa da hakikatta yönelme, mukaddes ruhlaradır. Bundan sonra suni şekli engel sayılmaz.
Sayfa 179:
Birgün Hace Bakibilla h (k.s.)hazretler i namazda imamın arkasında Fatihayi şerife okumaya başladılar.  Ve hemen o anda İmam  Azam Ebu Hanife hazretler inin mübarek ruhları tecelli derek:
 “Ey şeyh!Benim mezhebimi n münasib büyük  ve  küçük pek çok evliya zuhur eti. Cümleside İmamın arkasında  Fatiha şerife okumazlar dı. Binaenale yh seninle okumamaklığın münasibtir.” diye buyurdula r ve Hace Muhammed Bakibilla h de bu fiili terketti.
Sayfa 180:
İmam Rabbani (k.s.)
İki ciltten ibaret olan Mektubat isimli kitaplarının ikinci cildinde buyururla r ki: Bir gün  murakabed e idim.  Hazreti Rasul Kevneyn (a.s.) efendimiz  teşrif buyurup şu şekilde ben kullarına hitap eylediler ki: “Sana şimdiye kadar hiç kimseye yazmadığım icazet nameyi yazmak için geldim” ve yine buyurdula r: “Hangi cenazenin namazını ifa etsen, o meyyid af ve mağfiret olunup Cennete dahil olacaktır.”
Sayfa 181:
Muhammed Masum
Muhammed Masun hazretler inin müridlerinden birisi ticaretle meşgul olurlardı. Bir defa yine ticaret için hayli mal aldıktan sonra bir gemiye binmişlerdi. Sefer esnasında, gemi bir fırtınaya tutularak gark olma tehlikesi ile karşı karşıya geldi. Mezhur tüccar:
 “Eğer gark olma tehlikesi nden kurtulara k sahili selamete erişirsem Hazreti şeyhin dergahına 1000 çeyrek altın vereyim” diye nezretti. Allah tarafında  fırtına dindi ve gemi gark olmaktan kurtuldu. Tüccar kurtulduk tan sonra memleketi ne döndüğünde  nezir olarak Muhammed Masum hazretler ine 500 çeyrek altın takdim etti.  Cenab-ı şeyh buyurdula r ki: “
Sen filan yerde ölüm tehlikesi içindeyken 1000 çeyrek altın nezretmiştin. şimdi vadini yerine getirmen lazımdır” böylece tüccarın halini keşif buyurmala rı üzerine, Mezkur şahıs çok mahcup olup kusurunda n dolayı istiğfar ederek 1000 çeyrek altını Hazreti şeyhe takdim etmiştr.

Sayfa 183:
Menkurdir ki Muhammed Nüru’l-Bedvani hazretler ine yaşlı bir kadın gelerek: “
Kaç günden beri bir bakire kızım kayboldu asla haber alamadı. Salimen avdet etmesi için teveccüh buyursanız” diye arz ve istirham etti Cenab-ı şeyh derhal murakabey e varıp bir müddet öylece kaldıktan sonra başlarını kaldırarak:
 “İnşalllah senin kızın filan vakit gelecekti r” diye müjdelediler. Hakikatta n ta’yin buyurdukl arı vakit  kız zuhur edip cin taifesi tarafından esir edilerek bir sahrada şimdiye kadar yüce bir zatın esaret kaydından kurutalar ak buraya gönderildiğini haber verdi.
Sayfa 183-184:
şemsud-din Habibulla h (k.s.) Hazreti şeyhin kerametle ri sayılmayacak kadar çoktur. Bir kere memleketi n büyüklerinden Mustafa Han ismili zatın zevcesi Hazreti şeyhe intisa arzusunda bulunup iffetini nçokluğundan meclisi alilerind e bizzat hazrı olmaz idi. Binaenale yh hanesinde oturup feyz alabilmek için Hazreti şeyhe gaibane müteveccih olurdu, Hergün teveccühün tam olmadığını anlamak için hizmetçisini şeyh hazretler inin huzurlarına gönderdi. Hizmetçi birgün  sahibesin den izinsiz olarak mutadı üzere şeyhe varıp:
 “Sahibem hanım hanesinde inziva edip istifadey e hazırdır” dediğinde Cenab-ı şeyh bir miktar sukut ederek: “Yalan söyleme ki, hanmın daha henüz teveccüh etmemiştir. Sen de onun izniyle gelmedin.” diye buyurmuşlardır. Hizmetçi de hatasına itiraf etmiştir.
Hazreti şeyhin muhipleri nden bir zat, birgün murakebed en sonra hazret in mübarek eteğini tutup:
 “Kızımın bir oğlu olacağını müjdelemezsen eteğini elimden bırakma” dedi. Cenab-ı Hakk senin kızına bir erkek çocuk ihsan eyledi” Fil hakika mezhur şahsın kızı, 9 ay sona bir erke kçocuk dünyaya getirdi.
Sayfa 185:
Selahuddi n İbni Mevlana Siracüddin Vec. Mekke şerifi Hüseyin ingilizle rle anlaşarak Osmanlı imparator luğuna ihanet ettiği birici dünya harbi yıllarında İbn Mevlana Süracüddin hazretler i  son hacları ifa  etme için Mekkei Mükerreme de bulunuyor lardı. Hüseyin Siracüddin korkarak iki kere  hapse atıyorlar. İkisinde de zincirler i çözerek kapıları açıp dışarı çıkıyor. Tekrar zincirler i vurup hapishane ye gönderiyorlar. Tekrar  zincirler i çözüp hapishane den çıkıp çoluk çocuğunu da alıp bir gemiye binip kaçmak istiyor. Bunun üzerine gemi sıkıca aramaya tabi tutuluyor . Buna rağmen gemide bulunamadı. Hazreti Pir (k.s.) baştan sona aranan gemi ile memleketi ne sağ selamet avdet ettiler. Sonradan, geminin yanaşacağı limanda telgrafla İngilizler tarafından emir verilmesi ne rağmen bulunamadı. şerif Hüseyin’in kendileri ni buldurmak için bütün Hicaz’ı alt üst etmekte olduğunu bildikler i için şu tegrafı çektiler:
“Sağ selim memleketi ne döndüm boşuna zahmet çekmeyiniz.”
Sayfa 186:
Süleymancılık Tarikatını kuran Ebu’l-Farık Süleyman  Hilmi Silistrev i (k.s.) ,Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) hazretler i 1304 yılında Silistre de dünyaya geldiler. Ceddi İdris Bey’e dayanan  ve soylu bir ailedendi r.
Süleyman efendi, ilk tahsilini Satırlı Medresesi nde  ve Silistre Rüştiyesinde yaptı. Daha sonra tahsilini tamamlama k üzere  pederleri tarafından İstanbul’a gönderildi. Tefsir ve hadis kısmından diplomasını alıp dersiam gibi, Medresetü’l-Kuzat’tan da diplomasını iyi derece ile alıp kaadilik rütbesine ulaştı.
Ezeli takdir olarak, Seyyidler zincirini n halkası kendileri nin nasibi  olduğundan, batınlarında ilahi füzuyat ile alakalana rak seyyidler zincirini 32. halkası ve bu zincirin 9. büyük rütbesi İbn Mevlana Süracüddin (k.s.) hazretler inin Seyr-i Sülüklerini tamamladılar. Kendileri ne vaki  tecelliya tın büyüklüğünden Selahüddin i İbni Mevlana Süracüddin hazretler i  tarafından Müceddin-i Elf-i Sani İmam’ı Rabani Ahmed-i Faruki- i Sehrandi hazretler inin nisbeti ruhaniyes ine teslim edildiler . Bu suretle Seyyidler zincirini n 33. ve sonuncu halkasını teşkil ederek dünyanın şu son zamanlarında ilahi feyzden nasipleri bulunan insanları yüksek hammiyetl eriyle küfrü dalal çukurundan iman ve ihlas sahasına çekip  çıkardılar,  halende çıkarmaktadırlar.
 Seyyidler zincirini n 3. ve sonuncusu halkası Ebu’l-Faruk Süleyman Hilmi Silistrev i (k.s.) hazretler i 16 Eylül 1959 da irtihal buyurdula r. (Kasdesell ahu Sirrehü’l-eazz)
Sayfa 187:
Süleyman efendinin Batın ilmi Ebü’l-Faruk Süyleyman Hilmi Silistrev i hazretler inin batın ilmi ile alakalı olarak  damadı ve bağlısı Kemal Kaçar tarafından (son devrin din mazlumları) isimli kitap için Necip Fazıl’a verilen notlardan bir  pasajı ehemmiyet ine binaen okuyucula rmızın ittilana arzediyor uz
“Süleyam efendinni batın ilmine, yani tasavvuft aki manevi  cephesine gelince şüphesiz bu husus ehline malumdur. Zahiri  akıl ve zeka ile idraki mümkün olma. Öyleki, tahsilli ve akıllı olabilir, hatta iç hayatı mükir olmaz da, yine tasavvuf ve irşada  ehil bir zat  ile karşılaştığı halde o zat ilahi iradeyle kendisini ona bildirmez se dünyalar bir araya gelse onun feyizleri nden haberdar olamaz. Bizim ise kendisini n manevi cephesi üzerinde zerrece tereddütümüz yoktur. Kendisini öz ruhumuzda ve vücudumuzda hissetmiş bulunuyor uz. Allah’ın bu hususta ki lütufuna  mazhar olduğumuza kendileri nin kamil,  mükemmel mürşid olduğuna “silsele-i Saadat: Büyükler zinciri” kolunun 32. ferdi Selahüddin İbn-i Mevlana Süracuddiyn’in cismanı nisbet, imam-ı Rabbani hazretler inin de ruhani nisbetle varisleri buluduğuna imanımız tamdır. Kendisini n bu cephesini anlamayan ların, anlamakta acz gösterenlerin hiç olmazsa aksini iddia etmemeler ini ve kendisind e bir mürşid hali görmediklerini söylemekten çekinmelerini, dünya ve ahiret yıkımına  uğramamaları bakımından tavsiye  ederiz.” (Fazilet Takvimind en alınmıştır.)
Sayfa 190:
şah-ı Nakşibend (k.s.)
Onaltıncısı: Mahlukatın Gavsı şah Nakşibend Muhammed Bahauddin i Üveysiyyil Buhari (k.s.)dur.
Beyan olunduğu üzere  onları oğulluğa kabul etmek nazarı Hace Muhammed Baba Semasi’den olmuştur. Tarikat edep ve bilgileri bihasebis suret Emir Kilal’dendir.  Amma bihasebil hakikat onlar üveysi idiler:  Ve terbiyeyi Hace Abdulhali k Gucdüvani’nin ruhaniyet inden bulmuşlardır. Hace Bahaüddin buyurmşulardır ki:
“Bir gece ahvalimin başında ve cezbeleri n galip geldiği zamanlard a Buhara mezerlarından üç mezara gittim. Her mezarda ben bir nurlu kandil  gördüm. Kandilin içinde yağ ve fitil vardı. Ama fitil kolayca hareket isterdi.  Taki yağdan çıkıp taze bir ışık versin.  O zaman mezar önünde kıbleye karşı oturdum ve elteveccühte gaybet oldu. Gördüm ki kıble duvarı yarılıp bir büyük taht  çıktı. Ona bir yeşil perde gerilmiş. O tahtın etrafında bir cemaat verdi. Hace Muhammed Babayı onların içinde gördüm. Bildim ki bunlar geçmişlerdir.  O cemattan biri bana dedi ki:
O taht üzerindeki Hace-i Abdül halik’tır. Bu cemaat onun halifeler idir. Her birini işaret edip gösterdi. Bu Ahmed Sıddık, bu, Hace evliya Kilal, bu, Hace Arif Rivgiri, bu Hace Muhammed Feynevi, bu, Hace Ali Rumitini ve bu Baba Semasi’yi zaten tanırsın” dedi. (K.s.e.) Sonra o cemaat bana dedi ki: “şimdi Hace hazretler i sözler söylecektir. Kulak verip iyi dinle. Çünkü sana sülükün hakkında mühümdür.  O cemaattan da Hazreti Haceye selam verip cemali mübarekiyle müşerref olmayı istedim. Önünden perdeyi kaldırdıklarında, bir nurani Pir gördüm. Selam verdim selamını aldı. Sonra sülükün başlangıcına, ortasına ve sonuna ait kelimeyi bana beyan etti. Buyurdu ki “Gördüğün kadiller senin bu tarikatta istidatın ve kabiliyet in olduğuna işaret ve müjdedir. Amma istidat fitilinin i parlak olması ve esrar zuhur etmesi için tahrik  etmek  lazımdır. Yine nasihat buyurup mübalağa gösterdi. O “Bütün hallerde ayağını emir-nehi secdesi üzeren koy. Azimet ve sünnetle ameli yerine getirip ruhsatlar dan ve bidatlard an uzak ol. Daima Rasulüllah aleyli ve Sellam’in hadisleri ni  önde tut. Rasulü Ekrem efendimiz hazretler ini ve sahabei Kiram(Rıdvanullahi Teala aleyhim ecmain) hazretler inin haber ve eserlerin i inceden inceye araştır ve tahkik ve tetkik eyle.

Sayfa 195:
şurasi katiyetle bilinmeli ki fenafilla h makamına erişmemiş üstadlara rabıta etmekte büyük zarar vardır.
şeytani Racim mürşidi kamilin suretine tam manası ile gidemez. Fakat kendisi o merkezde ve rütbede iddia eder.
Amma eksik bir velinin şahsı suretine girmeye onun kudreti olduğunda ittifak vardı. Bu durumda Rabıtai şerife arasında ve gerek mürakabede ve bilhasa rüya aleminde çeşitli hile ve saliki çeşili vasıtalara düca ve giriftar edip şüphesiz hüsraniyete sebep olur. Hak Teala hazretler i bilcümle ümmeti Muhammed edi kötü bid’at ve şeyhlik taslayanl ardan uzak eylesin. Amin!

Sayfa 200:
Malum ola ki mürid isteğine kavuşturcuyol, zikredici, Cenab-ı Hakkı zikirde tam fenaya yetişip varlığında tamamıyla geçip benlikten yok olmaktır.

Sayfa 256:
Ateşe tapanlard an biri oğlunu Ramazan günü sokakta yemek yerken gördü. “Ramazan’ı şerifte niçin müslümanlara hürmet etmezsin? diye çocuğunu dövdü. O mecusi öldükten sonra Cenab-ı Hak tarafından Cenneti  alaya koyulmuş olduğu bir alim rüyasında gördü.  O alim dedi ki: “Sen mecusi iken bu makamı nasıl elde etti?”
 Mecusi “Evet” Ben mecusi idim, ölürken Allah tarafından” “Ey melekleri m! Bu kulum mecusi olarak bırakmayın” diye bir nida işittim. Ve bana melekler benim Ramazan’ı şerife hürmetim sebebiyle İslam’ı arz ettiler. Ben de İslamın son anda kabul ettim ve Cenab-ı Hakk bu makamı bana ihsan buyurdu” dedi.
Ramazan-ı şerifi hürmeti sebebiyle iman inayet buyuruluy or: Halbuki Ramazan’ı şerifte  oruç tutan ve ona ihtiram edenler ne türlü inayet ve ikram olunurlar! Bunu varın siz kıyas edin. Kitapta buna benzer otuz bir hikaye ondokuz rivayet bunmaktadır.